Heidegger’in bir kavramı olan Almanca Geworfenheit, İngilizce Thrownness, Türkçe Fırlatılmışlık olan konseptin incelemesi birçok yönden anlamsızlık ortaya koyuyor.
Kelimenin analitik incelemesi bu anlamsızlığı ortaya dökecektir. Fırlatılmış olma durumu Heidegger’e göre insanın bu hayattaki ızdırap,acı,ölüm gibi konulara yabancı olması ve bu tarz kavramlara hazırlıksız yakalandığının bir gösterimidir. Böylelikle bu kavramların üzerimize nufus etmesine hiçbir şey yapamama durumu, bizim fırlatılmışlığımızın bir resmidir. Eğer kişi fırlatılmış olma durumunun Heidegger anlam retoriğini bilmese bile aklına gelecek ilk soru “Bizi kim Fırlattı ?” olacaktır.
Fırlatma eylemi kendi kendine olan birşey değildir. Bir şey tarafından fırlatılmış olması gerekir. Bir taşı cama fırlatmak. Taş kendi kendisini fırlatamaz. İkinci bir nesne ön koşul olarak bilinir. İnsanın kendi kendisini fırlatabileceğini söylemek dilde mantık hatasına düşürür. Fırlatılmış olanı sağlayan şey ise Dasein denerek işin içinden çıkılamaz. Bu sadece metafiziksel olanı metafizikle çarpmak olur. Sadece anlamdan uzaklaşarak daha fazla sorunun doğmasına sebep açar. Fırlatan şeyin Tanrı olabilitesi meydana çıkar. Lakin Heideggerde böyle bir açıklama bulamıyoruz. Belkide “Tanrısız Teolog” lakabına sahip olmasının nedenlerinden birisi de budur.
İnsanın kendi kendisini fırlatma durumu “Sıçrama” dır. Benim çıkarsamalarıma göre Heidegger Kierkegaard’ta olan “Leap of Faith” yani inanç sıçraması kavramını tersine çevirmek istemiş olabilir. Çünkü ister istemez insana dayalı bir ontolojinin kaynağı yine insana sıçramak olmalıdır. Ama Heidegger bunu dışarı duyulan bir inanç olarak anladığı için yada Kantçı öngörünün metafizik temeli olarak. Sıçramayı insana yönelik olması bakımından tam tersi olan Fırlatılma kavramına dönüştürmüştür. Sıçramaklık fiilini insandan kopuş ve fırlatılmışlığı insana dönüş olarak yorumlamış olduğunu çıkarıyorum. Ayrıca bu durum inanç kavramından düşünce alanına kayan bir sonuçta olmuş oluyor..
Burada Kierkegaard kavramının tersine çevrilmesi de bir yanlış anlamanın ürünüdür çünkü sıçramaklık yinede insan içinde gerçekleşir. Çünkü içeriden başlar ve ötesini yani varoluşunu gerçekleştirmeye sıçrar. Fırlatılmış olmada ise varlık kendisini bilemez ve bir anda bilgiye sahip olma durumu vardır. Halbuki işin ontolojik köküne inmek istiyorsak fırlatılmış olma daha en başta insandan başlamadığı için doğru sonuç veremez.
Herhangi bir canlı türü bu dünyaya fırlatılmış mıdır yoksa bu dünyadan mı gelir? Ağaçtaki meyvenin ağaca fırlatılmış olduğunu söylemek. Ayçiçek tarlasındaki ayçiçeklerinin bir şekilde fırlatılmış olduğunu söylemek yada anne rahminden dışarıya ebe tarafından çıkarılışının bir fırlatılmışlık olduğunu söylemek oldukça abestir. Evrimsel süreçte gelişimin yegane kaynaklarından birisi olan dışsal faktörler bir fırlatılmışlık ile belirlenmez. Ortam şartlarının bir sonucudur. Ve biz, ortam koşullarına göre içsel bir gelişim gösterme uğruna değişiriz. Ve bu evrimsel süreç bir sıçramaklık içerir. En azından evrimin kendisini.

Yorum bırakın